28 Şubat 2010 Pazar

İBB 2-1 Fenerbahçe


Uzun uzun yorum yapamayacağım, gerçekten artık çok yoruldum. Gün "Ben demiştim"cilerin günü zaten, onlar gerekenleri söyler.

Ben bu çöküşe inanmakta güçlük çekiyorum. Nereden nereye diye düşündükçe, takım üzerindeki laneti, cımbızla aynı mevkilerin adamlarının sakatlanmasını hatırladıkça sıkılıp daralıyorum. Kısa bir süre önce kaçıncı haftaya kadar arka tarafla kaç puan fark olabileceği konuşulurken, Galatasaray'lılar bile Fenerbahçe'yi şanslı görürken bugün fiş çekiliyor..

Vasat futbol, rezil bir hakem, kendi futbolcusunu yuhalayan taraftar, dağılan bir teknik direktör ve komik açıklamalar yapan yönetici.. Her açıdan kabus bir gün.. İyi oynarken kazanamayan takımın kötü oynadığı bir maçı kazanması pek mümkün değildi.. Çıkarken kaybedilen 2 top gol oldu, rakip takımın başka da pozisyonu yok..

Bursaspor maçından sonra "zaman ayağa kalkıp dik durma zamanıdır" demiştim ama duramadık. Bu saatten sonra da ayağa nasıl kalkılacak bilemiyorum. Bu takım 100. yılda çok daha zor günleri aşmış, çöktü denirken ayağa kalkmıştı ama o camia ile, o taraftar ile, o futbolcular ile yani kısacası o Fenerbahçe ile bugünün Fenerbahçe'si arasında çok fark var..

Ben fişi çekmem ama sanırım bir süreliğine Fenerbahçe üzerine fazla düşünmemek, tartışmamak ve biraz sessiz kalmak en iyisi olacak.

26 Şubat 2010 Cuma

Fenerbahçe 1-1 Lille OSC


Güçleri yetmedi..

25 Şubat 2010 Perşembe

Wayne Bridge


"Son haftalarda yaşanan olaylar sonrasında İngiltere Milli Takımı'ndaki durumum ile ilgili olarak uzun süre düşündüm. İngiltere forması giymek benim için her zaman büyük bir gurur oldu. Ancak artık o takımda yerimin olduğunu düşünmüyorum. Dünya Kupası öncesinde takımda huzursuzluk olmasını istemediğim için böyle bir karar aldım ve bunu federasyona ilettim. Güney Afrika'da hepsi için en iyi dileklerimi sunuyorum."

.
***
.
Her futbolcunun rüyasından o vazgeçebilmiş. Wayne Bridge 2010 Dünya Kupası'nda İngiltere adına oynamayacak..

Şampiyonlar Ligi / 23-24 Şubat

Belki erken gelen gol olmasaydı bambaşka bir maç izleyecektik. Terry çok kolay geçildi, Milito da yakın köşeye güzel vurdu. Inter baskı kurmadan golü buldu ve sonrasında da hakimiyet Chelsea’ye geçti. İyi bunalttılar Inter’i, Drogba’nın direkten dönen muhteşem bir serbest vuruşu vardı. Bence Inter’den daha güçlü ve daha iyi bir takım olduklarını bu dakikalarda gösterdiler. Devrenin sonunda bir de penaltıları verilmeyince soyunma odasına mağlup gittiler.

2. devrenin başında golü bulan ise Chelsea oldu. Kalou köşeye çok düzgün vurdu ama Cesar’ın çıkartabileceği bir toptu. Inter bu gole yine tam bir baskı kurmadan çok çabuk cevap verdi . Cambiasso’nun bu golü bence muhteşemdi, ikinci topa o şekilde vurabilmek büyük iş. Hiç yoktan gol çıkardı.

Golden hemen sonra gelen Balotelli-Motta değişikliği belki maç beraberliğe gelmişken işleme kondu ama gol gelmesine rağmen Mourinho vazgeçmedi. Balotelli sağa, Eto’o da sola kaydı. Milito iyice tek kaldı. Çok da kötü olmadı, Chelsea ilk devre geldiği kadar gelemedi. Lucio zaman zaman biraz pisleşerek de olsa Drogba’ya bir şekilde top göstermedi. Biraz Anelka sahneye çıktı ama o da Lampard’ın yakaladığı hazırlanış olarak çok güzel pozisyon dışında üretkenliğe yetmedi. İyi oynamayan Eto’o yerine Pandev’in oyuna girmesine rağmen Inter de etkili gidemedi.

Neticede Inter kazandı, ne olursa olsun ufak da olsa avantajı eline geçirdi. Belki muhteşem bir futbol olmadı ama bu eşleşme içindeki hikayeler maçı olduğundan çok daha güzel gösterdi, çok zevk verdi. İkinci maç bundan çok daha güzel olacaktır, öncesinde ve sonrasında ortaya harika kareler çıkacaktır. Bana Inter turu geçecek gibi geliyor, istediğim de zaten bu ama maçın uzatmaya gitmesini Inter’in turu geçmesinden bile daha çok istiyorum.
.
CSKA-Sevilla maçının özetlerini bile izleyemedim, hiçbir fikrim yok. Sevilla evine avantajla dönüyor. Bir önceki gün de deplasman takımları istediklerini aldılar. Olympiakos karşısında Bordeaux’un kazanmasını bekliyordum, gol yemeden kazandılar ve büyük bir ihtimalle turu da aldılar.

Barcelona karşısında Stuttgart ise sert ve tempolu bir ilk yarı oynamış. Her yere iki kişi koşmuşlar, hücumda da gol pozisyonları bulmuşlar. İkinci devre belki Stuttgart’ın gücünün de bitmesiyle maç klasik bir tek taraflı Barcelona maçına dönmüş, son dakikaya kadar topa hakim olarak maçı bitirmişler.

Herhalde bu 3 deplasman takımı da turu geçer.

22 Şubat 2010 Pazartesi

Fenerbahçe 2-3 Bursaspor

İlk devre 8'de 8 yaparken oynadığı futbolun çok daha ötesinde oynayan Fenerbahçe üst üste 3. maçında 7. puanını kaybederken 5. resmi maçını da kazanamamış oldu. Gerçekten çok yazık. Puan kaybı bekliyordum ama bu şekilde değil. Bursaspor'un maça çok konsantre çıkacağını ve Fenerbahçe'den daha iyi oynayarak puan alma ihtimalinin yüksek olduğunu düşünüyordum. Tam olarak böyle olmadı. Her iki devrenin ilk 20-25 dakikasında Fenerbahçe'nin oynadığı futbolu izlemek çok keyifliydi ama iyi oynarken gol bulamayan, farkı 2-3 yapamayan takımın oyundan biraz düştüğünde gol yemesi de herhalde kimseyi şaşırtmamıştır. Yine de üzülmemek elde değil. Gayet iyi futbol oynayan, basan, üreten ve pozisyonlar bulan takım göz göre göre bireysel hatalarla maç kaybediyor. Bu çok dramatik bir mağlubiyet oldu, ben çok üzüldüm.

Fenerbahçe maça çok iyi başladı, sürekli öne oynuyor ve sahanın her yerinde rakibe baskı yapıyordu. Alex de sezonun 2. devresinde hiç olmadığı kadar iyi oynuyordu. Bu dönemde fark artabilirdi ama olmadı. Maçın en iyilerinden Gökhan'ın çıkarken kaptırdığı bir top dönüp gol oldu. Televizyondan henüz görmedim ama bana tribünden Volkan'ın çıkıp alabileceği bir top gibi geldi. Zaten Volkan ilk devre gösterdiği performansın yarısını bile gösteremiyor, Bursaspor'un direkten dönen topunu da içeri o çeldi. İlk devre oynadığı futbolun çok uzağında olan bir diğer isim de Cristian, bugün o da dibe vurdu. Hiç konsantre değil ve çok top kaybı yapmaya başladı. 3. golde topu havaya dikerken ne yapmaya çalıştığını anlamadım. Bilica da artık iyice bezdirdi, yanında Lugano da olmayınca hiç çekilmiyor. Ceza sahası içinde topa o şekilde hangi mantıkla girdiğini anlamadım. Maç boyunca Turgay'dan bir tane kafa topu alamadı.

Bir de tabii ki Güiza konusu var. Lille maçından sonra Kadıköy'de sahaya çıkmaması gerektiğini yazmıştım, böyle olacağı çok belliydi. Daum'un onu 11'de sahaya çıkarması da hata, onu oyundan alması da. Psikolojisi dibe vurmuş bir adamı bitirmek için daha iyisi yapılamazdı. Güiza bugün sadece bir pozisyondan yararlanamadı o kadar ve aslında hiç de fena oynamıyordu. O çıkıp yerine Semih girdikten sonra Fenerbahçe'nin hücum gücü düştü, hem pozisyon bulamamaya başladı, hem de Güiza'nın orta sahaya verdiği destekten yoksun kaldı. Bursaspor da biraz öne çıkabilmeye başladı. Batalla yerine Iglesias oyuna girdi, iki uzun forvete biraz da top şişirilmeye başlandı ve bu toplar da hep Bursaspor'da kaldı. İlla ki Güiza kenara gelecekse de Semih'den önce oyuna girmesi gereken isim Gökhan Ünal'dı. Rakip üzerine gelirken Semih tercihinin hiçbir anlamı yoktu. Allah'ın sopası yok, bu değişiklikten sonra da skor 2-3 oldu.


Güiza'nın yuhalanması ve yedek kulübesinde ağlaması ise sadece Fenerbahçe'nin değil Türkiye'nin bir gerçeği. Neyin değişeceğini düşünüyorlar gerçekten çok merak ediyorum. Fenerbahçe taraftarından, yani daha doğrusu Alex'i bile yuhalayabilen, Tuncay'a bile küfür edebilen, Ümit Özat, Deniz ve Selçuk gibilerini o stadda top oynamaktan nefret eder hale getirebilen ve Kezman'dan sonra Güiza'yı da ağlatmayı başaran Fenerbahçe taraftarından yine nefret ettim. Ben artık stadda yerimde bile oturamıyorum, bu adamlara katlanamadığım için tribünün en üst katına çıkıp oradan sessiz sakin maç izliyorum. Bu adamlar yüzünden maça gitmekten, tribünde olmaktan tiksinir oldum. Bir futbolcuyu saha içinde ağlatmayı başardılar, kıçlarına kına yaksınlar. Ama tekrar etmek istiyorum, bu tablonun sorumlusu kesinlikle Daum'dur. Bunun yaşanacağını bilecek kadar bu ülkede zaman geçirdi, en tecrübeli oyuncunun bile elini ayağını titreten o arenanın ortasına bu Güiza'yı atmak ve sonra da oyundan almak tam bir saçmalık, büyük acımasızlık.

Bursaspor'un çok iyi oynadığını düşünmüyorum, hatta bence 3-0 kaybettikleri kupa maçında bile daha iyilerdi ama ne olursa olsun iki fark geriden gelip Kadıköy'de maç kazanmak çok büyük bir başarıdır. Her ne kadar Ertuğrul Sağlam son haftalarda sergilediği görüntüyle beni kendinden soğutsa da Bursaspor'u yine de ilgiyle izlemeye devam edeceğim.

Futbol çok acaip bir oyun. 3 hafta önce camiada çok olumlu bir hava vardı, yarın ise neler yazılabileceğini, en mantıklı insanların bile hangi felaket senaryolarına imza atabileceğini tahmin edebiliyorum. Her şey bir anda tersinde döndü ve işin garibi 3 maçta 2 puandan daha fazlasını hak edecek bir futbol sergilenmesine rağmen böyle oldu. Bu yetmezmiş gibi sakatların sayısı da arttı. Galatasaray'ın eksikleri zamanında çok konuşuldu, şu an Fenerbahçe'de Lugano, Mehmet, Özer, Uğur ve hatta Deivid sakat. Futbolun acaipliğine şu an küfür ediyorum ama bunun şans olacağı zaman da gelecek. Fenerbahçe 6 gün içinde oynanacağı iki maçı da kazanırsa camia bir anda kendine gelir. Aslında burada iş Fenerbahçe taraftarına da düşüyor ama ne yazık ki bu akşamdan sonra pek umutlu değilim. Galatasaray taraftarının en ufak olumlu şeyi bile göklere çıkarmasıyla, Polyanna'cılık oynamasıyla yeri geldiğinde dalga geçiliyor ama o kadar abartılı olmasa da bazen bardağın dolu tarafını görmek, hatta hiç olumlu bir şey olmadığında bile zorla olumlu bir şey bulmak belki de böyle kırılgan camialar için daha faydalıdır.

Elinden geleni yapan ve bu maçta da ortaya iyi işler koyan bu takıma bir tekme de kendi camiasından gelmesin. Zaman ayağa kalkıp dik durma zamanıdır.

21 Şubat 2010 Pazar

Beşiktaş 1-1 Galatasaray


İnönü'de Galatasaray maçı izlemeyi çok istiyordum, bu maç bir kombine denk gelince kaçırmadım. Maçtan ziyade maçın öncesi bambaşka bir keyif. Hava da güzel olunca balık pazarında rakı içmek ayrı bir zevk veriyor. Aslına bakarsanız maça gitme hevesim 90 dakika için değil daha çok maç öncesini yaşamak içindi.

Maç öncesi tahminim beraberlikti, hatta tam olarak böyle bir skor bekliyordum ve bunu arkadaş ortamında dile getirmiştim. Kapalı Alt'ın en önünde izledim, oradan maç yorumu yapmak sağlıklı olmaz ama benim gördüğüm maçın hakkının beraberlik olduğu. Beşiktaş'ın baskı kurduğu ve pozisyon bulduğu bir bölüm varmış. "Mış" diyorum çünkü tam o bölümde, ilk devrenin sonuna 10-15 dakika kala bulunduğum yerde çıkan kavga beni maçtan tamamen kopardı. Maçın en hızlı bölümü de bu dakikalar olmuş.

Maçtan önce Galatasaray oynamadan bu skora razı olurdu ama son 10 dakikada giden 2 puan mutlaka can yakmıştır. Galatasaray'ın bulduğu golden başka net bir pozisyonu olduğunu hatırlamıyorum. Beşiktaş kazanmayı daha çok istese de yine üretemedi. Aslında goller de hatalardan geldi. Galatasaray'ın golünde hata Sivok'a aitti, beraberlik golü ise Leo Franco'nun hatasıyla aynı Sivok'dan geldi.

Tribünlerde, en azından benim olduğum yerde hakeme fazla bir tepki olmadı. Tartışmalı pozisyonları telefonda duydum ama Keita'nın dirseği dışındakileri göremedim. Sanırım Galatasaray lehine verilmeyen bir penaltı ile Barış'a çıkmayan kırmızı kart tartışılıyormuş. Ben bu yazıyı yazarken televizyonda Keita'nın dirseğini gördüm, acımasız bir hareket yapmış. Sancak'a savurduğu yumrukla birlikte bu 3. vukuatı oluyor, rakiplerinin canını yakmak için kasıtlı vuruyor. Burası Türkiye, biri bir gün cezasını saha içinde kestikten sonra sızlanmak işe yaramaz. Önce Keita'ya da ses çıkarmak lazım.

Galatasaray kazansaydı büyük bir iş başarmış ve önemli bir adım atmış olacaktı. Büyük bir ivme yakalayabilirlerdi ama olmadı. Ne yalan söyleyeyim ben beraberlikten önce Beşiktaş galibiyetini tercih ederdim. Neticede yine de bu geceyi nispeten daha mutlu bitiren taraf Galatasaray oldu. Beşiktaş ise bazı şeylerin üstünü geçici olarak kapatma fırsatını kaçırdı.

20 Şubat 2010 Cumartesi

Tv'de Futbol / 20-22 Şubat


20 Şubat Cumartesi
14:45 Everton - Manchester United / Spormax
15:00 Eskişehirspor - Gençlerbirliği / Lig Tv
16:30 Nurnberg - Bayern Munich/ Trt 3
17:00 Wolves - Chelsea / Spormax
19:00 Trabzonspor - İBB / Lig Tv
21:00 Barcelona - R. Santander / Ntv
21:45 Inter - Sampdoria / Ntv Spor
22:00 PSG - Toulouse / Kanal A
23:30 Corinthians - Rio Branco / Spormax

21 Şubat Pazar
16:00 Bologna - Juventus / Ntv Spor
16:00 Aston Villa - Burnley / Spormax
16:30 Freibourg - Hertha Berlin / Trt 3
17:00 Manchester City - Liverpool / Spormax
18:00 Marseille - Nancy / Kanal A
19:00 Beşiktaş - Galatasaray / Lig Tv
19:30 Portsmouth - Stoke City / Spormax
21:00 Palmeiras - Sao Paulo / Spormax
21:45 Bari - Milan / Ntv Spor
22:00 Real Madrid - Villareal / Ntv
22:00 Rennes - Lille / Kanal A

22 Şubat Pazartesi
20:00 Fenerbahçe - Bursaspor / Lig Tv
22:00 Blackburn - Bolton / Spormax
22:00 Valencia - Getafe / Ntv

Lille OSC 2-1 Fenerbahçe



Bilgisayar başına ancak geçebildim. Maç yorumu yapmanın bu saatten sonra bir anlamı yok ama maç blogda eksik kalsın istemiyorum.

Kabus gibi bir başlangıç oldu ama Wederson’un sıradışı ve muhtemelen ayağından çıkarken çok insanın “yapma” diye bağırdığı vuruşu kuvvetli rüzgarın da etkisiyle gol olunca kendimize geldik. Fenerbahçe Lille’den kötü bir takım değil, Perşembe akşamı da deplasmanda zor durumlara düşmedi. Rakibe goller dışında sadece Lugano’nun sakatlandığı pozisyonda ciddi bir gol şansı verdi. Fenerbahçe temponun yükselmesine elinden geldiğince izin vermedi ve Alex’in Güiza ile yakalayabileceği fırsatları kovaladı. İstenen oldu da, Lille’in bulamadığı netlikte iki pozisyon Güiza ile harcandı. Deplasmanda oyunun gidişatı bundan iyi olamazdı ama o iki pozisyon ve yine Güiza yüzünden başlamadan biten ataklar ortaya bu skoru çıkardı. Güiza artık iyice bitti. Kendine güveni yok, o iki pozisyonda muhtemelen ayakları titriyordu. Her şeyi geçtim, Alex’e de üzülüyorum. Onun için de katlanması zor bir durum ve zaten ilk pozisyonda o da zıvanadan çıktı.

Deniz’e her maç beddua edenler muradına ermiştir. İşte istedikleri oldu, Allah Deniz’in belasını verdi. O pozisyona kadar kötü oynamıyordu, hiç hata yapmamıştı ve ben performansından gayet memnundum ama rüzgara karşı oynarken aldığı riskin bedelini o ve takım ağır ödedi. Gol başka bir oyuncunun hatasından gelseydi bu kadar üzülmezdim. Volkan’ın da ilk golde hatası büyük, o açıdan gol yenmez. Özer’i de beğenmedim, ikinci devreye başlamasını bile beklemiyordum. Bilica rakibe pozisyon verilmeyince belki çok göze batmadı ama ben sorumsuz futboluna dayanmakta bazen zorlanıyorum.

Ben gollü bir beraberlik çıkacağını tahmin ediyordum ama Güiza istemedi. Bundan sonra mümkünse Kadıköy’de kesinlikle forma giymesin, bu bitmiş haliyle Kadıköy’de alacağı tepkiler sonrasında sahanın ortasında ağlayacak duruma gelebilir. Rövanş kolay olmayacak, Lille mutlaka gol bulacaktır. Rakip savunmaya baskı yaparak maça başlamanın doğru olacağını düşünüyorum, Kadıköy ortamında top çıkarmakta zorlanabilirler. Çok üst düzey tekniği olan ve baskıyı kaldırabilecek savunma oyuncuları yok gibi gördüm. Saraçoğlu’nun rakipte yaratacağı şaşkınlıkla Fenerbahçe ilk 20 dakikada bir gol bulursa çok rahatlar. Tur şansı oldukça yüksek ama neticede şu an arada 1 gol fark ve dolayısıyla ufak da olsa Lille’in bir avantajı var. Umarım Fenerbahçe yoluna devam eder, Liverpool karşısında şansımızı denemeyi çok istiyorum..

18 Şubat 2010 Perşembe

Şampiyonlar Ligi 1/16 - İlk Çarşamba

Gecenin iki maçına da hakem damgası vuruldu. “Bizim hakemlere laf ediyoruz, bak Avrupa’da neler oluyor” lafı çok klasik ama herhalde maçı izleyen çok kişi böyle düşünmüştür. Ama o tarafla aramızda bir fark var. Orada hakem hata yaptığında “hata” diyip geçebiliyoruz, burada ise teori yaratmayı çok seviyoruz. Gerçi bu iki hakem artık efsane oldular. Porto-Arsenal maçını yöneten Martin Hansson, Fransa-İrlanda Cumhuriyet maçında Henry’nin elini görmeyen hakem. Diğeri de ünlü Ovrebo.

Arsenal’in eksiklerinin olması kimseye garip gelmiyor, bu maçta da sakat oyuncu sayısı fazlaydı. Porto da çok iyi bir takım, hani lafa gelince “Porto gibi olalım” deriz ya, fersah fersah önümüzdeler. Dün maça da iyi başladılar ve Fabianski’nin hediyesiyle öne geçtiler. Arsenal bu gole bir korner sonrasında Sol Campbell ile hemen karşılık verdi. Çok tempolu ve keyifli geçen ilk devre 1-1 sona erdi. İkinci devrede de takımlar tempolarından fazla bir şey kaybetmemişlerdi ama oyunun sertlik düzeyi biraz da hakemin katkısıyla iyice arttı. Özellikle Porto sertliği biraz da pisliğe çevirdi, herhalde Fabregas hiçbir maçta bu kadar dayak yememiştir. Porto’nun ikinci golü hakkında kim neler dedi bilmiyorum, açıkçası bir kural varsa da benim haberim yok ama ne olursa olsun bence baraj beklenir ve böyle bir gole de izin verilmez. Bir de hakem Porto’lu oyuncu atışı kullandıktan sonra elini kaldırıyor, iyice saçmalıyor.

Bu gol ile maçın skoru da ortaya çıktı. Arsenal de Arshavin’in yokluğunda Nasri ve Diaby de kötü günlerinde olunca üretken olamadılar, o muhteşem pas trafikleri de bozuldu. Özellikle Diaby çok fazla top kaybetti. Artık Porto’nun ufak bir avantajı var ama Emirates’den tur ile dönmeleri benim için büyük sürpriz olacak. Bu maçta sertliği biraz abarttılar, kasıtlı tekmeler attılar ve biraz pisleştiler. Arsenal sahasındaki maça çok konsantre çıkacaktır ve Porto’yu eleyecektir.


Ovrebo’nun maçını ise çok dikkatli izleyemedim, maçın geneli hakkında fazla yorum yapmayacağım. Gerçi zaten maçın hakemi dışında çok fazla bir şeyin konuşulduğunu da sanmıyorum. Bayern’in ilk golünde çalınan penaltı verilmeyebilir ama zaten tartışılması gereken hata da bu değil. Devamında gol olan pozisyonu penaltı ile kesiyor ve penaltıyı verince kırmızı kart göstermesi gereken oyuncuyu da sahada tutuyor. Ve o atılmayan Kroldrup da Fiorentina’nın beraberlik golünü atıyor.

Gobbi’ye gösterilen kırmızı kartı çok eleştirmem, bence de verilebilir. Ama sonrasında Klose’yi atamadı, direkt bileği kırabilecek bir fauldü ama sarı kart çıktı. Son dakikada gelen gol ise skandal, iki metreden bile fazla ofsayt olabilir. Yan hakem yerinde, asıl suçlu tabii ki o ama ofsayt ilk bakışda diğer kaleden bile görülebilecek kadar net. Yan hakem kör diyelim ama bu pozisyon için Ovrebo’ya da laf edilir.

Bayern’in rahat kazanacağını düşünüyordum ama Fiorentina beni yine bir Şampiyonlar Ligi maçında yanılttı. İtalya’daki maça bu hakem kararlarının da etkisiyle daha ayrı bir konsantrasyon ile çıkacaklardır. Tur bence ortada.

17 Şubat 2010 Çarşamba

Guus Hiddink

En sonunda resmi açıklama geldi ve Guus Hiddink Milli Takım'ın yeni teknik direktörü oldu. Hiddink ile 1 Ağustos 2010 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere 2 yılı opsiyonlu toplam 4 yıllık bir sözleşme imzalandı.
.
Onu uzun uzun anlatmaya gerek yok. Bence mükemmel bir seçim. Hatta belki de bu ülkenin milli takımı için tek doğru seçim. Herhalde kimsenin de itirazı olmayacaktır. Umarım 'en azından' 4 yıllık sözleşmesinin sonuna kadar bu ülkeye hizmet eder.
.
Zamanında "Keşke" demiştim, inşallah bundan sonra demeyeceğim. Çok mutlu oldum. Hayırlı olsun.



Not: Resmi açıklamada kullanılan fotoğrafı çeken arkadaş makinayı titretmeseymiş, ya da en azından çektiği fotoğrafı bir kontrol etseymiş daha iyi olacakmış. Neyse, o da bu yeni dönemin nazar boncuğu olsun.

Şampiyonlar Ligi 1/16 - İlk Salı

Özet yorumcusu olduğumuz için maçları da özetlerin sırasıyla bloga not edeceğim.

Olympique Lyon 1-0 Real Madrid

Lyon-Real Madrid maçı da çok güzel geçmiş ve kazanan bu sahada oynanan son 3 maçta olduğu gibi yine Lyon olmuş. İlk devre fazla pozisyon yok, Real Madrid'in sol kanatını fena hırpalayan Govou'nun kaleyi yokladığı 1-2 pozisyon var ama çok da net pozisyonlar değil. Bunların dışında ise duran toplar ve birkaç ceza sahası dışından şut var. Lyon'da ilk devre Delgado ve Pjanic çok zorlamış, bu bölümün en net pozisyonu da kornerden gelen topa Delgado'nun ceza sahası dışından vuruşu olmuş, top direkten dönmüş. Neticede ilk devre oyun Lyon'un üstünlüğü ile geçmiş.

İkinci devrenin hemen başında bu kez Makoun ceza sahası dışından vurmuş, top da harika yere gitmiş ve Lyon öne geçmiş. Golde sonra Real Madrid istediği gibi bir baskı kuramamış, Lyon ise farkı 2'ye çıkarabilecek pozisyonlar da bulmuş ama yararlanamamış. Özellikle Cissokho'nun pozisyon çok net. Gerçi bu pozisyonun hemen sonrasında bir de Higuain kaçırmış. Pozisyonun başında Ramos ceza sahasında topu kesiyor, kafayı kaldırıyor, 70 mt.'lik bir top atıyor ve Higuain'i kaleci ile karşı karşıya bırakıyor. Benzema da sonradan oyuna girmiş, Real Madrid son dakikalarda biraz daha zorlamış ama olmamış.

Ev sahibi olarak gol yemeden kazanmak tek farkla da olsa çok önemli. Lyon Madrid'de gol bulabilir, sürpriz olmaz. Ve o zaman da Real Madrid'e 3 gol gerekir.


A.C. Milan 2-3 Manchester United

Aslında bu maç üzerine söylenebilecek fazla bir şey yok, tek kelimeyle mükemmel bir maç olmuş. Maçın başında bir duran topu Evra uzaklaştıramayınca Ronaldinho gelişine vurmuş ve savunmaya çarpan top gol olmuş. Golden sonra da Milan daha etkili olmuş ve pozisyonlar yakalamış ama biraz da şans olacak işte. Scholes'dan gelen beraberlik golü gerçekten hayatımda gördüğüm en kısmetli gollerden biri. Spiker de buna harika bir gol dedi ya ona yanarım.

İkinci devre ise maç ortada giderken oyuna yeni giren Valencia'nın güzel ortasına Rooney çok klas bir kafa vurmuş ve United deplasmanda öne geçmiş. Bu golden sonra Milan oyundan sanki biraz düşmüş ve 3. golü de kısa süre içinde kalesinde görmüş. Bu golde de Rooney uzun pası indiriyor, gidiyor, koşusunu yapıyor, Fletcher da onun tam istediği yere kesiyor ve Rooney de golü atıyor. Fark ikiye çıktıktan sonra Beckham'ın yerine Seedorf oyuna girmiş ve 85. dakikada çok da şık bir gol atmış. Ronaldinho'nun pası da çok güzel ama Seedorf yavaş gelen topa sol topuğuyla o hızı nasıl vermiş anlamak zor. Golden sonra en azından Milan adına maçın en iyisi Ronaldinho bu kez de Inzaghi'ye güzel bir pas atmış ama Inzaghi yararlanamamış. Milan'ın baskısı son dakikalarda artmış. Özellikle son dakikada Ambrosini'nin yakaladığı pozisyon çok net, hatta sonrasında gelen kornerde de pozisyon olmuş ama gol gelmemiş. United ise son dakikalarda zaman geçirirken biraz da pisleşmenin bedelini Carrick'in gördüğü kırmızı kart ile ödemiş.

Böylece Manchester United şimdiye kadar gol bile atamadığı San Siro'dan galibiyet ve tur için büyük bir avantaj ile döndü. Milan'ın turu geçmesi gerçekten hiç mümkün gözükmüyor ama yine de büyük konuşmamak lazım, hiç belli olmaz.

www.manutd.com


Az önce fotoğraf bakınırken gördüm, maç günü Manchester United'ın web sayfası böyleymiş. Hemen sağ alt tarafta Manchester United Tv'de yayınlanacak olan Beckham röportajının tanıtımı var. En tepede yer alan haberlerden biri bu.

Değişik bir kafa. Bizlerin akıl erdirebilmesi gerçekten pek kolay değil.

16 Şubat 2010 Salı

A.C. Milan 2-3 Manchester United


Champions Lge KO Rnd 1, Leg 1

16.02. 2010

Final scoreMilan2 – 3(HT 1 – 1)Manchester United
  1. Ronaldinho 3
  2. Seedorf 85
  1. Scholes 36
  2. Rooney 66
  3. Rooney 74
Bookings
  1. Ronaldinho 90
  1. Rooney 44
  2. Carrick 63
Sent off
    1. Carrick 90
    Corners660%440%
    On target660%440%
    Fouls1542%2058%
    Offside00%2100%

    İnşallah batarsın Star Tv.

    Bu muhteşem maçın yorumu da böyle olur.

    Star Tv !


    Uzun bir ara geride kaldı ve Şampiyonlar Ligi de kaldığı yerden devam edecek. Yeni fikstür formatı sevindirmişti, 2. turda oynanacak 8 maç 2 haftaya yayılıyordu. Bu da daha çok maç izlememiz anlamına geliyordu ki zaten UEFA'nın da hedefi daha fazla maçın yayınlanmasını sağlamaktı.

    Bugün yarına göre daha güzel maçlar var. Hangi maçın yayınlanacağını görmek için Star Tv web sayfasına girdim ve sabah sabah sinirim bozuldu. Yayın akışı burada ve Milan-Manchester United ile Lyon-Real Madrid maçlarının olduğu bugün bir maç yayını yok. Sağolsunlar, yarın Porto-Arsenal maçını veriyorlarmış.

    Bildiğim kadarıyla yayıncı kuruluş her maç akşamı en az bir maçı açık kanaldan yayınlamak zorunda. Bu işin aslını bilen varsa lütfen bildiklerini paylaşsın. Blog alemi diye atıp tutuyoruz, yazan çizen birçok medya çalışanı da var. Mutlaka bu işin aslını bilen biri vardır. Eğer ben doğru biliyorsam ve bu Star Tv kuralları hiçe sayarak kafasına göre maçları yayınlamıyorsa en azından ben bu sefer koyun olmayacağım, gerekli yerlere mail atarak elimden geleni yapacağım. UEFA maç yayını olsun diye programı bölüyor, bizimkiler maç yayınlamıyor. Adamlar istedikleri gibi at koşturuyorlar, olmaz böyle bir şey.

    Sonra bu adamlara, Star Tv ve Dsmart'a küfür edince ben suçlu oluyorum..

    15 Şubat 2010 Pazartesi

    Bursaspor 1-1 Trabzonspor

    Maçı izlemeyi çok istiyordum, güzel maç olacağını düşünüyordum ve yanılmadım. İki takımın güçleri eşit dersek herhalde yanlış olmaz, haliyle beraberlik de beklenen bir sonuçtu. Gerçi Sercan ve Volkan'ın yokluğunda ibre belki biraz daha Trabzonspor'a dönmüştü ama neticede Bursaspor da ev sahibiydi. İki takım da çok iyi mücadele etti, iki takım da maçı kazanabilirdi.

    İlk devre top daha çok Bursaspor'da kaldı ama daha net pozisyon bulan taraf Trabzonspor oldu. İkinci devre ise maç iyice güzelleşti. İki takım da karşılıklı pozisyonlar yakalamaya başlamışken ve her an gol olabilecek gibiyken Bursaspor 66. dakikada Ozan İpek'in ortasına Batalla'nın vurduğu kafa ile öne geçti. Golde kaleci Onur'un da hatası var ama daha büyük hata Cale'nin. O kısacık Batalla kafayı vururken Cale onun pozisyonunu bozmak bir yana topa da arkasını döndü.

    Golden sonra iki teknik adam da hamlelerini yaptı. Ertuğrul Sağlam Iglesias yerine Veli'yi, Bekir Ozan yerine Ergic'i ve son olarak da Batalla yerine Krita'yı alarak iyice arkaya yaslandı, özellikle son 10 dakika neredeyse orta sahayı geçememeye başladı. Şenol Güneş'in Colman'ı dışarı alması ne kadar doğru tartışılır ama ondan sonra yaptığı değişiklikler bence yerindeydi. Önce Song yerine Burak oyuna girdi ve Serkan sağ beke geçti. Bu değişiklikten sonra Trabzonspor'un baskısı iyice arttı, hatta Burak iki gol pozisyonu da yakaladı. Yokları oynayan Alanzinho'nun yerine de Gabric girdi ve o girdikten 2-3 dakika sonra da beraberlik golü geldi. Cale'nin ortasına Egemen dokundu, arka direkte kendini unutturan Umut tamamladı. Maçın hakkı da zaten beraberlikti.

    Güzel bir maç izledim. Bursaspor da Trabzonspor da gerçekten taş gibi takımlar. Bu iki iyi takımın ama özellikle Şenol Güneş ile Trabzonspor'un bu şekilde ne kadar devam edebileceğini merak ediyorum.

    CL Fantasy Football


    Sonunda Şampiyonlar Ligi tekrar başlıyor. Maçlar ile birlikte fantezi futbol macerası da kaldığı yerden devam ediyor. Eylül ayında bu gönderi ile kurduğumuz iki ligi duyurmuş ve yaklaşık 20 takım olmuştuk. Muhtemelen bazıları kadroları güncellemeyi bıraktı ve geride kaldı. Ben yine de ligde yer alan ve yarışmaya devam etmek isteyenler için hatırlatmamı yapayım.

    Eleme maçları öncesinde sınırsız transfer hakkı var ve grup maçlarının aksine bu turda kadroda bir takımdan en fazla 3 oyuncu bulundurabiliyoruz. Hatırlatma biraz geç kalmış olabilir ama ben de yeni hatırladım. En geç yarın 21.30'da işi bitirmiş olmak gerekiyor. Kuralları hatırlamak isteyen olursa buradan bakabilir.

    Manisaspor 2-2 Fenerbahçe


    Bol alkollü, az uykulu bir hafta sonu geçirdim. Şu an uzun uzun maçı yazacak gücüm yok, fırsatı yaratırsam yarın sabah, olmadı daha sonra ofiste bir şeyler yazar ve bu gönderiye eklerim.

    Neticede yazık oldu. Eleştirmek kolay, eleştirecek şeyler de mutlaka var ama ben eleştirmeyeceğim. Futbol böyle bir "oyun" işte, bazen yapacak bir şey kalmıyor. Koşuyorsun, savaşıyorsun, deniyorsun, zorluyorsun ama olmuyor. İzlediğimiz maçta 85. dakikada bile "Fenerbahçe illa ki bir gol bulacak" diye düşünürken kalende gol görebiliyorsun. Böyle bir maçı kaybettiğine inanamıyorken 90+6'da gelen golle 1 puanı kurtarıyorsun. İlginç.

    Kim bilir, belki de bu 1 puan seni şampiyon yapacak..
    .
    ****
    .
    Fırsatı bulduk, maç detaylarını not edelim..
    .


    Fenerbahçe ligin ilk yarısında Diyarbakırspor ve Manisaspor karşısında oynadığı futbolun yarısını bile oynamadan maçlar kazanmıştı. Belki de o maçların diyeti ödeniyor. Fenerbahçe bu maça çok iyi başladı, 20 dakikayı geride bıraktığımızda Sivas deplasmanına benzer bir skor görebileceğimizi düşündük. Zemin iyi olunca takımın pas trafiği çok iyi işliyor, belki de dün şimdiye kadar hiç görmediğimiz kadar iyi ve hızlı pas yapan bir Fenerbahçe gördük. Solda Özer ve Santos iyi işliyordu, sağ kanatta ise Mehmet Topuz belki de geldiğinden beri en iyi performansını sergiliyordu. Takım tüm hatlarıyla saldırıyor, hücumdaki paslaşmalar büyük zevk veriyordu. Manisaspor orta sahayı geçmekte bile zorlanıyordu ve gol de gecikmeden geldi. Çok güzel bir organizasyonla Cristian’ın ayağından gelen golden sonra da Fenerbahçe tempoyu tamamen düşürmedi, pas trafiğini aynen devam ettirerek kontrolü hiç bırakmadı ama bir türlü 2. gol gelmedi. Bu iyi ve izleyenlere de keyif veren futbolun karşılığı pozisyon olarak alındı ama skora yansımadı. Oyuna tamamıyla hakim olan ve daha ilk devrede rakibin 2 katından daha fazla pas yapan Fenerbahçe hiç beklenmedik bir anda golü yedi ve farklı bitmesi gereken devre 1-1 bitti. Golde bence Santos’un hatası var. İtirazında haklı olabilir ama onun boşalttığı yere Bilica gidince göbekte Isaac kafayı çok rahat vurdu. Bu kadar tek taraflı geçen bir devrenin berabere bitmesindeki en önemli sebeplerden biri son paslarda ve vuruşlarda futbolcuların kötü tercihler yapması oldu. Semih biraz gününde olsaydı bile çok farklı bir skor ortaya çıkabilirdi.

    Fenerbahçe’de ilk 45 dakikanın aksine ikinci devre kanatlar işlemez oldu. Özer ve Mehmet Topuz’un tempoları düşünce Fenerbahçe daha çok göbekten yüklenmeye başladı. İlk devre kadar tek taraflı bir oyun olmasa da yine oyun tamamıyla Fenerbahçe’nin kontrolündeydi. Aslında pozisyonlar da geldi ama bir türlü gol gelmedi. Mehmet Topuz yerine Gökhan Ünal girince oyun iyice merkeze sıkıştı, sanırım Topuz’un ufak da bir sakatlığı vardı. Son 15 dakika beklediğimden daha az bir baskı oldu. Ben Manisaspor’a nefes alma fırsatı verilmez diye düşünüyordum ama orta sahada 1 kişi eksilince ev sahibi takım da arada rakip kaleye gitmeye başladı ve yine Isaac ile golü buldu. Fark olması gereken maçtan puansız dönüleceğine inanmakta zorlanırken Gökhan Ünal beraberlik golünü attı. 90 dakika boyunca hücum eden, özellikle ilk devre belki de sezonun en iyi futbolunu oynayan, %80’den fazla bir yüzdeyle rakibin neredeyse 3 katı pas yapan, yirmiden fazla gol denemesi olan ve birçok pozisyon yakalayan Fenerbahçe Manisa’dan sadece 1 puanla döndü. Bize de oynanan olumlu futbol ve takımın 90. dakikada gol yedikten sonra bile maçı bırakmaması teselli ama belki de biraz züğürt tesellisi oldu..

    Fenerbahçe artık lider değil ve son iki haftada kaybettiği 4 puan da mutlaka aranacaktır. En basitinden haftaya Beşiktaş’ın ve Fenerbahçe’nin kazanması durumunda farkı 6’ya çıkarma şansı kaçmış olacak. Manisa’da Fenerbahçe çok iyi oynadı ve şanssız bir şekilde puan kaybetti, bu bir gerçek ama tabii ki doğru gitmeyen şeyler de vardı. 3-4 farkla bitebilecek bir ilk devrenin berabere bitmesini eleştirmek ama bunu sadece savunma oyuncuları ekseninde yapmamak gerekir. 3 haftadır gol atamayan Manisaspor’dan iki gol yemek sinir bozucu ama hücumcular bazı pozisyonlarda daha basit oynamayı becerebilselerdi çok daha fazla gol bulabilirlerdi. Neticede futbol affetmiyor ve giden puanlar geri dönmüyor. Yine de çok takılmamak lazım. Fenerbahçe an itibariyle Süper Lig’in en iyi futbol oynayan takımı ve bunu sürdürebildiği takdirde karşılığını uzun vadede mutlaka alacaktır. Belki o zaman bu son dakika golleri de anlamını bulacaktır.

    12 Şubat 2010 Cuma

    Tv'de Futbol / 12 - 15 Şubat


    12 Şubat Cuma
    21:30 Mönchengladbach – Nürnberg / Trt 3
    21:45 Milan – Udinese / Ntv Spor
    .
    13 Şubat Cumartesi
    14:00 Chelsea – Cardiff / Ntv Spor
    16:30 Bayer Leverkusen – Wolfsburg / Trt 3
    19:00 Gaziantepspor – Beşiktaş / Lig Tv
    19:15 Manchester City – Stoke City / Ntv Spor
    19:30 Bayern Münich – Dortmund / Trt 3
    20:00 Ituano – Sao Paulo / Spormax
    21:00 Xerez – Real Madrid / Ntv Spor
    22:00 Lyon – Lens / Kanal A
    23:00 Villarreal – Athletic Bilbao / Ntv

    14 Şubat Pazar
    14:00 Denizlispor – Kayserispor / Lig Tv
    15:30 Bolton – Tottenham / Ntv Spor
    17:45 Crystal Palace – Aston Villa / Ntv Spor
    18:00 Auxerre – Rennes / Kanal A
    18:30 Frankfurt – Freiburg / Trt 3
    19:00 Manisaspor – Fenerbahçe / Lig Tv
    21:00 Santos – Rio Claro / Spormax
    21:45 Napoli – Inter / Ntv Spor
    22:00 Bordeaux – St. Etienne / Kanal A
    22:00 Atletico Madrid – Barcelona / Ntv
    .
    15 Şubat Pazartesi
    20:00 Bursaspor – Trabzonspor / Lig Tv

    Bursaspor 3-1 Fenerbahçe

    Fenerbahçe'nin bu akşam elenmesi yıllarca unutulmazdı, iyi kurtardılar. Bir ara bu kupayı hayatımın sonuna kadar göremeyeceğimi düşündüm.

    Önce şunu söyleyeyim, ben de bu maça böyle bir kadroyla çıkardım. Bugün sahaya çıkan takımın Bursaspor'dan kötü olduğunu, en azından fark yiyecek kadar zayıf olduğunu söyleyemeyiz. Sorun kafada, ilk maçın skoru herkesi fazla rahatlatmış. Canımı sıkan oyuncuların performansından çok bu kafa yapısı. Daha 1. dakikada Volkan zaman geçiriyor. 30. dakikada skor 2-0'ken bir başkası zaman geçiriyor. Sen sahaya öyle bir kafayla çıkarsan böyle bir kabus görürsün. Bugün oynayan oyuncular bile ilk maçta takımın göstermiş olduğu isteği ve arzuyu gösterseydi iş hiç buralara gelmezdi, herkes için rahat bir gece geçerdi.

    Fenerbahçe ayağında hiç top tutamıyordu, zaten kadro buna müsait değildi. Top daha çok Bursaspor'da kalacak, geride pozisyon vermeyerek kontra atak kovalanacaktı. İlk 15 dakikada önce Gökhan Gönül, sonra da Güiza'nın güzel pasıyla Gökhan Ünal birer net fırsattan yararlanamadılar. Biri gol olsaydı maç o dakikada bitecekti. Bursaspor da bu dakikalarda istediği çoğu şeyi yapamıyordu, sadece orta sahadan bile olsa Ali Tandoğan'ın ceza sahasına kullandığı serbest vuruşlarla gol kovalıyordu ama Wederson'un gevşekliği hiç olmayacak bir pozisyonda Bursaspor'u öne geçirdi. Fenerbahçe'nin fazla adamla hücuma çıktığı nadir ataklardan birinin dönüşünde ise Bilica'nın yaptığı penaltı sonucunda Bursaspor iki farkı yakaladı. Bilica artık iyice canımı sıkmaya başladı, Lugano yanında Bekir deneseler sanırım hayır demeyeceğim. Bu dakikadan sonra Bursa'lı futbolcular da turu geçebileceklerine inandılar ve çok iyi mücadele etmeye başladılar. İlk maçta Volkan Şen'i sahada görmeyince rahatlamıştım, bu maçta ne kadar bela yaratabileceğini gösterdi. Fenerbahçe sağ kanadını Bekir ve Gökhan iyi kapadı ama Ali Tandoğan ile Volkan sol kanadı ciddi hırpaladılar.

    İkinci yarıda oyunda kalması durumunda büyük ihtimal atılacak olan Bilica yerine Emre sahadaydı, Deniz de stopere geçmişti. Bu değişiklikle oyun biraz daha Fenerbahçe'ye döndü, top Fenerbahçe'de kalmaya başladı. Bursaspor 60. dakikaya kadar rakip kaleye neredeyse hiç gidemedi ve Fenerbahçe Güiza ile net bir pozisyondan yararlanamadı. Ama yine rakip kaledeyken ve ne olduğunu anlayamadan Fenerbahçe çok acemice bir gol yedi. Trt sağolsun, çok da anlayamadık ama bir baktım ki Fenerbahçe stoperleri buhar olmuş. Orta bomboş, iki Bursa'lının peşinde Wederson var. Bu golden sonra da Fenerbahçe hakimiyeti devam etti ve Bursa'da tribünler de sustu. Alex oyuna girdi, Fenerbahçe gol atabilecek hissini vermeye başladı. Oyunun ikinci devre Fenerbahçe'nin kontrolünde geçmesinde Bursa'lı oyuncuların fizik olarak düşmesinin de etkisi var, istedikleri farkı yakalayana kadar büyük efor sarf ettiler. Maç uzatmaya gidecek derken de Gökhan'ın güzel pası sonrasında Güiza'dan gelen biraz kısmete bir gol vuruşu ile de kupaya dramatik bir şekilde veda ettiler. Bu Güiza gerçekten ilginç bir adam. Yine bolca küfür yediği maçta çok kritik bir gole imza attı.


    Ertuğrul Sağlam'ı severdim ama Bursa'da ona bir haller oldu. Saha kenarında sürekli tribünlere oynuyor, taraftarları da hakemin üzerine salmak için elinden geleni yapıyor. Maç sonrası söylediği şeyleri de, saha içinde yaptığı hareketleri de onda eskiden görmezdik. Cüneyt Çakır iki takım aleyhine de hatalı düdükler çaldı, çok basıt fauller verdi. Deniz'in topa başka türlü yükselme şansı yok, ben penaltı vermezdim. Beşiktaş'ın Antalyaspor karşısında bulduğu penaltıya benziyor, ona da vermem demiştim. Tam bir karambol. Rakip oyuncunun eline mi yoksa başka bir yerine mi çarptı bilmiyorum ama neticede değdiği yer ile Deniz'in eli arasında 10-15 cm. mesafe var. Ağır çekim yanıltıcı oluyor, normal oynatarak üst üste izledim ve bence oynama değil çarpma var. Bunun dışında Bilica'yı atabilirdi ama Ali Tandoğan ve İglesias da atılabilirdi. Hatta sarı kartlı Turgay'ın abartılı itirazlarına ikinci sarı kartı çıkarsa hakem Cüneyt Çakır olduğu için buna hiç şaşırmazdık. Art niyetli olsaydı 3. golden önce Emre'ye yapılan harekete de faul verebilirdi. Bu maçta Cüneyt Çakır hatalar yaptı ama kasıtlı olduğu ima etmek saçmalık. Ertuğrul ile başladık, bu bölümü onunla bitirelim. Sakatlığı tam geçmemiş Sercan'ı sahaya sürmesini de yadırgadım. Yazık işte adama, yine sakatlandı. Gerçekten üzüldüm.

    Bursaspor için gerçekten çok dramatik bir maç oldu, neredeyse imkansızı başarıyorlardı ama olmadı. Bu şekilde elenmenin de etkisi olabilir ama Bursaspor taraftarları için de bir ufak şey söylemezsem rahat edemeyeceğim. Yanlış hatırlamıyorsam yakın zamanda Galatasaray taraftarlarına saldırdılar. Beşiktaş ile durumlar zaten ortada, şimdi de sanki Fenerbahçe'yi karşılarına almak için çaba gösteriyorlar. Nefret ile beslenir bir halleri var ama bence yanlış yapıyorlar. Geçen hafta Kadıköy'de ufak gerginlikler olmuştu, bu maç sonrasında da bir şeyler olmuş. 2 haftaya tekrar Kadıköy'e gelecekler, umarım orada da özellikle maç öncesinde aynı kafayla devam etmezler.

    Kuralar çekildiğinde turun ortada olduğunu düşünüyordum, ilk maçta büyük bir avantaj elde eden Fenerbahçe son dakikada bulduğu tek golle turu aldı. İki maçı da düşündüğümde hak etmediklerini söyleyemem. Bu maçta bile pozisyon, topa sahip olma gibi istatistikler neredeyse eşit ama yine de böyle olmamalıydı. Neticede Fenerbahçe'nin 3-0'lık bir avantajla gittiği bir deplasmandan turu son dakikada bulduğu bir golle geçmesinden kimse mutlu olmaz. Futbolcular Bursaspor ile oynanan iki maça da baksınlar ve nelerin farklı olduğunu düşünsünler. Zaten Volkan bir kısmını maçtan sonra söylemiş, "onların yarısı kadar koşmadık" demiş.

    Umarım bu maç herkese iyi bir ders olmuştur. Biz bir süredir izlediğimiz istekli ve mücadeleci takımdan çok memnunduk. Kazanırken bile mutlu etmeyen Fenerbahçe'ye bu saatten sonra tekrar dönmesinler.

    11 Şubat 2010 Perşembe

    Stamford Bridge'de Meşale


    Meşaleyi çok özlüyorum ve benimle aynı fikirde olan çok kişi olduğunu da biliyorum. Bu görüntüyü maç özetlerinde görmüştüm ve şaşırmıştım. Çünkü Premier League'de böyle bir şey gördüğümü hatırlamıyorum, en azından ben hiç rastlamadım. Bu meşale Pazar günü deplasmanda olan Arsenal tribünlerinde yanmış. Yakan eleman da cezadan korkmadığına göre herhalde baya cesur bir adammış.

    Hafta İçi Premier League


    Premier League Salı ve Çarşamba oynanan maçlarla devam etti. "28 günde 8 maç, 93 günde 38 maç var, şu takıma zorlu fikstür" gibi geyikler orada olmuyor. Adamlar boş yer bulunca hemen maç yerleştiriyor. Güzel maçlar vardı, seçme şansım zaten yoktu ama olsaydı da tabii ki Arsenal-Liverpool maçını izlerdim. Bu iki takım oynayınca yüksek olan beklentiler iyice zirve yapıyor ama dün hiç beklediğim gibi bir maç olmadı. Daha çok orta sahada geçen, fazla pozisyon çıkmayan bir maçtı. Arsenal ikinci yarıda bulduğu tek golle maçı kazandı, gol üstün insan Diaby'den geldi. Bu adama bayılıyorum, bence muhteşem bir oyuncu. Skorda geriye düşen Liverpool son 10 dakika yüklendikçe yüklendi. Bu baskıdan bir gol çıkmadı ama fotoğrafta görülen ve muhtemelen bugün İngiltere'de çok konuşulan pozisyon yaşandı. Kaptan Gerrard'ın serbest vuruşunda diğer Kaptan Fabregas ceza sahası içinde topu blokladı ama Howard Webb'den penaltı kararı çıkmadı. Haliyle benim de aklıma Vanspor-Beşiktaş maçı ve Metin Tokat geldi. Bu noktada klasik cümleyi kurmazsam olmaz: "Abi bakın işte Premier League'de bile hakemler böyle hatalar yapıyor."

    Diğer maçlarda sürpriz sonuçlar vardı. Aslında Chelsea ve Manchester United'ın puan kaybedeceğini bekliyordum ama Chelsea Everton deplasmanından en azından bir beraberlikle döner diye düşünüyordum. Saha iki gol attı ve Everton kazandı. Manchester United ise kaybedebileceğini düşündüğüm çok zorlu Aston Villa deplasmanından rakibin kendi kalesine attığı bir golle beraberlik çıkardı.

    Bu sonuçlarla Chelsea ve United arasındaki puan farkı 1'e indi. Arsenal ise liderin 6 puan gerisinde 3. sırada yer alıyor. Liverpool'un kaybettiği haftada Tottenham da Wolves'a deplasmanda kaybedince Manchester City bu iki takımın arasında girdi ama iki maçı da eksik. Bir maçı eksik Aston Villa'nın da Liverpool'dan sadece 2 puan gerisinde olduğunu düşünürsek bu sezon şampiyonluk mücadelesiyle birlikte Şampiyonlar Ligi'ne katılmak için yapılan mücadelenin de çok zevkli geçeceğini söyleyebiliriz. İşler kızışıyor, bizim de keyfimiz katlanarak artıyor.